Selam, ben Erol. İnternette beni daha çok Erol Oyunda adıyla tanıyanlar var.
Bursa'da yaşıyorum. Tophane Endüstri Meslek Lisesi'nde okuduktan sonra Uludağ Üniversitesi Yerel Yönetimler bölümünden mezun oldum. Eğitim hayatım bambaşka bir alanda olsa da bilgisayar, internet ve özellikle video düzenleme tarafı hayatımda çok uzun zamandır var.
Aslında edit işine bugün yaptığım işi yapacağımı düşünerek başlamadım. Başlangıçta benim için tamamen bir hobiydi. Bir şeyler üretmek, sevdiğim şeyleri başka görüntülerle bir araya getirmek ve ortaya bana ait bir şey çıkarmak hoşuma gidiyordu.
Kısacası önce meraktan başladım. Sonra zaman içerisinde bunun gerçekten sevdiğim bir iş olduğunu fark ettim.
EDIT İŞİNE NASIL BAŞLADIM?
YouTube'un ilk dönemlerinden beri platforma hep bir merakım vardı. O zamanlar yaptığım şeylere “editörlük” demiyordum tabii. Sevdiğim müzikleri, oyun görüntülerini, arabaları veya hoşuma giden farklı görüntüleri bir araya getirip kendimce videolar hazırlıyordum.
Özellikle Avril Lavigne'i çok seviyordum. Şarkılarıyla hazırladığım oyun ve araba videoları benim için tamamen eğlenceydi ama bugün geriye dönüp baktığımda edit işine ilgimin aslında o dönemlerde başladığını görüyorum.
Program tarafında da buraya bir anda gelmedim. Camtasia'yla başladım, ardından Filmora ve Sony Vegas gibi farklı programlar kullandım. Daha sonra Adobe tarafına geçerek Premiere Pro, After Effects ve Photoshop kullanmaya başladım.
O dönemlerde bu işten para kazanmıyordum. Dolayısıyla profesyonel yazılımlara geçmek için de çok bir sebebim yoktu. Benim için önemli olan kullandığım programdan çok, bir şeyler üretmekten keyif almaktı.
HAYATIMIN BAŞKA BİR TARAFI
Ben 5 yaşımdan beri böbrek hastasıyım. Çocukluğumun önemli bir kısmı hastaneler, kontroller ve tedavilerle geçti. Birçok ameliyat oldum, beslenmeme dikkat etmem gereken dönemler yaşadım ve sağlık konusu hayatımın hep bir parçası oldu.
Gençlik dönemimde ise hayatımın daha farklı bir süreci başladı ve diyalizle tanıştım. İlk başta bunun hayatımı ne kadar değiştireceğinin çok farkında değildim. Açıkçası oturup her şeyi internetten araştırarak da öğrenmedim; birçok şeyi yaşayarak öğrendim.
Uzun yıllar merkez diyalizine gittim. Haftanın üç günü, dört saatlik diyaliz ve sonrasında eve gelip dinlenme ihtiyacı derken özellikle o günlerin büyük kısmı gidiyordu.
Bu durum beni ister istemez bilgisayara ve internete biraz daha fazla yaklaştırdı. Çünkü hem zaman geçirebildiğim, hem bir şeyler üretebildiğim, hem de kafamı başka şeylere verebildiğim bir alan haline gelmişti.
Bugün yaklaşık altı yıldır ev diyalizi yapıyorum. Gece yapılan daha uzun diyaliz sayesinde gündüzlerim bana kalıyor ve merkez dönemine göre kendimi çok daha enerjik hissediyorum. Bu da bugün yaptığım işi sürdürebilmem açısından benim için büyük bir avantaj.
Bunu burada anlatmamın sebebi acındırmak değil. Sadece internetin, üretmenin ve yaptığım işin hayatımda neden bu kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlatmak.
2019-2020 yıllarında Twitch'te Pqueen'i, yani Pelin Baynazoğlu'nu izlemeye başladım. O dönem merkez diyalizine gidiyordum ve özellikle diyaliz sonrasında eve gelip dinlendiğim saatlerde yayınlarını takip ediyordum.
Beni gerçekten çok güldürüyordu. Bazen insanın kafasını birkaç saatliğine dağıtabilmesi bile düşündüğümüzden çok daha değerli oluyor. Benim için de o yayınlar biraz böyleydi.
Bir süre sonra aklıma basit bir fikir geldi:
“Ben zaten edit yapmayı seviyorum. Neden bununla ilgili bir kanal açmayayım?”
İlk motivasyonum para kazanmak değildi. Büyük bir planım da yoktu. Sevdiğim bir şeyi yapayım, eğleneyim ve kötü geçen zamanlarımda kafamı biraz olsun başka şeylere vereyim diye başladım.
Kanal zaman içerisinde yavaş yavaş büyümeye başladı.
O dönem Pqueen için RPG Maker ile küçük bir oyun bile hazırlamıştım. Oyunun demosunu yayınında oynadı ve tepki verdi. Biraz fazla zor yapmışım; hatta espriyle bana Dark Souls gibi bir oyun yaptığımı söylemişti. :) Oyunu hiçbir zaman tamamlayamadım ama bugün hâlâ güzel bir anı olarak görüyorum.
Kanal zaman içerisinde birkaç isim değiştirdi ve en çok Pqueen ve Haramiler adıyla bilindi.
Bu süreçte Pqueen ekibinden Bilal, yani yayınlarda bilinen adıyla Bilalfa ile tanıştım. Onunla çalışma fırsatım oldu ve editörlüğün sadece kendi kanalımda yaptığım bir hobiden çıkıp bir başkası için yaptığım işe dönüşmeye başlaması da biraz bu döneme denk geliyor.
Ne yazık ki Bilal'i 6 Şubat depreminde kaybettik.
Bu konuyu çok uzatmak istemiyorum. Tanıdığım kadarıyla çok samimi ve güzel bir insandı. Benim için de unutmayacağım insanlardan biri olarak kalacak.
Sonrasında kısa bir süre Pqueen ekibinden Hakkı'yla da çalıştım. Fakat yaşananlardan sonra herkes için zor bir dönemdi ve işler doğal olarak eskisi gibi devam etmedi.
Ben de yaklaşık iki yıl kadar edit işlerinden ciddi şekilde uzak kaldım.
Pqueen döneminden sonra yayıncılık tarafını eskisi kadar yakından takip etmiyordum. Bir süre edit işlerinden de uzak kalmıştım. Daha sonra Chips’i izlemeye başladım.
İlk takip etmeye başladığım dönem, tır yayınlarından ev yayınlarına geçtiği zamanlardı. Mustafa bana en başından beri samimi geldi. İzlerken sanki çok uzakta bir internet karakterini değil de, günlük hayatta tanıyabileceğin birini izliyormuşsun gibi bir havası vardı.
Bir de beni güldürüyordu.
Bence bazen “Takip ettiğin insan sana ne katıyor?” sorusunun cevabı illa bilgi veya eğitim olmak zorunda değil. Benim hayatımda bazı dönemlerde birkaç saat gülmek, kafamı dağıtmak ve başka şeyler düşünmek gerçekten çok değerliydi. Pqueen’i zamanında biraz bu yüzden takip etmiştim; Chips’i izlemeye devam etmemin sebeplerinden biri de buydu.
Bir süre sonra eski zamanlarda yaptığım şey yeniden aklıma geldi:
“Ben bunu zaten seviyorum. Neden Chips için de bir kanal açmayayım?”
Böylece ChipsforEdit kanalını açtım.
Yayınlardan kesitler çıkarmaya, uzun videolar hazırlamaya ve Shorts içerikleri üretmeye başladım. Aslında yine çok büyük hesaplar yaparak başlamamıştım. Sevdiğim bir yayıncı vardı, edit yapmayı seviyordum ve ikisini bir araya getirdim.
Bu süreçte Chips’in o dönemki menajeri Biggz ile Discord üzerinden tanışıp sohbet etme fırsatım da oldu.
Asıl dönüm noktası ise bir yayın sırasında geldi.
Mustafa, uzun zamandır aktif olmayan YouTube kanalından bahsediyordu. Kanalı nasıl tekrar hareketlendirebileceğini konuşurken benim hazırladığım içeriklerden söz etti. Hatta yurt dışında yaşadığı bir olayda hazırladığım kesitlerin kendisine yardımcı olduğundan bahsetti.
Sonrasında bana kabaca şunu söyledi:
“Sen kendi kanalında ne yapıyorsan, aynısını benim kanalda yap.”
Ve benim için hobi olarak başlayan bir şey, o noktada gerçekten işe dönüştü.
Chips’in YouTube kanalının editörlüğünü yapmaya böyle başladım.
O günden sonra yayınlardan video çıkarmak, Shorts hazırlamak, kapaklar üzerinde düşünmek ve kanal için neyin daha iyi çalışacağını anlamaya çalışmak günlük hayatımın bir parçası oldu.
En güzel tarafı da şu: Bu iş bana hiçbir zaman sadece “video kesip yüklemek” gibi gelmedi.
Her içerikte biraz daha iyi ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Ve hâlâ da böyle devam ediyorum.
Yaklaşık 11 aydır Chips’in YouTube kanalının editörlüğünü yapıyorum.
Bu süre içerisinde içerikler de ciddi anlamda değişti. IRL yayınları, seyahatler ve farklı konseptler arttı. Özellikle Cenk Pekkan’ın da içeriklere dahil olmasıyla birlikte yapılan işler daha büyük, daha planlı ve bence çok daha eğlenceli bir hale geldi.
Ben kanalla çalışmaya başladığımda yaklaşık 12 bin civarında abonesi vardı. Bugün 27 binin üzerine çıktı ve hâlâ büyümeye devam ediyor.
Ama bunu “Ben yaptım.” diye anlatmak doğru olmaz.
İçeriğin önünde Mustafa ve Cenk Bey var; kamera arkasında, organizasyonda ve sürecin farklı yerlerinde emek veren insanlar var. Benim görevim ise ortaya çıkan o içeriği YouTube’da mümkün olan en iyi şekilde anlatabilmek.
Bazen saatler süren bir yayından izlenebilir uzun bir video çıkarmak gerekiyor. Bazen 20-30 saniyelik bir Shorts için dakikalarca doğru anı, doğru müziği veya doğru kesmeyi düşünüyorsun. Bazen de kapağın üzerindeki küçücük bir detay bile videonun nasıl görüneceğini tamamen değiştirebiliyor.
Uzun videolar, Shorts’lar, kapaklar… İşin farklı tarafları var ama hepsinde ortak düşündüğüm şey aynı:
“Bunu bir önceki yaptığımdan daha iyi nasıl yapabilirim?”
Bugün hâlâ yeni şeyler öğreniyorum, yeni yöntemler deniyorum ve yaptığım her içerikten kendime bir şey katmaya çalışıyorum.
Ve en önemlisi, yaptığım işi hâlâ severek yapıyorum.
BEN OLDUM DEMEMEK.
Bu işi yaparken kendime koyduğum en önemli kurallardan biri bu.
“Ben artık oldum.” dememek.
Çünkü insan kendisini tamamlanmış gördüğü anda, farkında olmadan kendisine bir sınır da çizmiş oluyor.
Bugün Premiere Pro'yu, After Effects'i veya Photoshop'u yıllar öncesine göre çok daha iyi kullanıyor olabilirim. YouTube konusunda da geçmişe göre çok daha fazla şey biliyorum. Ama bu, öğrenecek bir şey kalmadığı anlamına gelmiyor.
40 yaşıma da gelsem, 50 yaşıma da gelsem hâlâ öğrenebileceğim bir şeyler olacağına inanıyorum.
Bazen birkaç ay önce hazırladığım bir videoya bakıp:
“Bunu şimdi yapsaydım başka türlü yapardım.”
diyorum.
Bence bu kötü bir şey değil. Tam tersine, geliştiğimi gösteriyor.
Benim hedefim “en iyi editör benim” demek değil.
Bunu başarabildiğim sürece doğru yolda olduğumu düşünüyorum.
— Erol Oyunda